- Posts tagged sosyal medya
- Explore sosyal medya on posterous
Coca-Cola'nın 2020 İçerik Vizyonu
Alemşah Öztürk'ün tweetinden yakaladım. Coca-Cola'nın içerik vizyonu, 2020 hedefleri. Videoları önce sketchler için izlemek lazım. Hatta anlatılanları anlamak için videoyu sadece dinlemek daha iyi. Çünkü sketchler o kadar güzel hazırlanmış ki gözlerinizi alamıyorsunuz.
Twitter takipçileriniz oyuncak değil, onlara saygı gösterin!
Çok taze bir olay.. Emre Aydın'ın twitter hesabındaki tüm kişisel tweetler silindi. Ve Emre Aydın'a sosyal mecralarda destek veren kişi tarafından bir açıklama geldi:
Emre Aydın'ın takipçileri artık, belli bir süreliğine de olsa, emre_aydın hesabından gönderilen tweetlerin Emre Aydın'a ait olmadığını ve bir başkası tarafından yazıldığını bilecek. Sebebi; yoğunluk, yeni albüm çalışması.
Bu kadarla kalsa iyi. Bu olaya Cüneyt Özdemir ve Oray Eğin çok büyük tepki gösterdiler. Kendilerinin Twitter polisliğine soyunmaları doğru olmayabilir. Fakat söyledikleri doğru:
Özellikle Oray Eğin'in Tweetleri ders niteliğinde olmuş. Evet, Emre Aydın istediği gibi kullanabilir Twitter hesabını. Fakat bu Twitter'ın mantığına ters. Takipçileri ile kurduğu samimi iletişim bir anda bulut oldu. Üstüne üstlük tüm tweetleri silinmiş, sadece haber bülteni gibi konser duyuruları kalmış. Bunları yapan kişi, Emrah isimli, ünlülere sosyal medya hizmeti veren bir şahıs. Ne kadar güzel bir hizmet; tüm tweetleri sil, sadece konser duyurusu yap: Al sana Twitter iletişimi...
Demek ki neymiş:
1- Sanatçı veya marka fark etmez, her zaman profesyonellerle çalışmalısınız
2- Size danışmanlık yapan kişinin aldığı kararları, sizi yönlendirmelerini sorgulamalısınız
3- Twitter takipçileriniz oyuncak değil, onlara saygısızlık yapmamaya özen göstermelisiniz
4- Emre Aydın'ı zaten sevmezdim. Şarkılarında ağlayıp duruyor. Bu olay üstüne anlıyorum ki sevilecek bi tarafı da yokmuş.
İşte İş Aramak
Çoğu şirkette Facebook, Friendfeed, Twitter yasak.. Kimileri bunu doğru buluyor, kimisi de özgürlüklerin kısıtlanması olarak bakıyor.
Ben bu konuya girmeyeceğim. Çok çetrefilli. Onun yerine çalışanlara uygulanan Kariyer Engellemesinden bahsetmek istiyorum.
Geçenlerde 3 büyük telekominikasyon şirketinde çalışan bir arkadaşım görevi gereği kendi şirketinin sitesindeki kariyer sayfasına giriyor, iş ilanlarını kontrol etmek için. Fakat şirketin iş ilanlarını göremiyor. Sayfa Job Search filtresine takılıyor.
Çalışanın sosyal medyada zaman geçirip verimliliğini düşürmesini geçtik.. Şirket diyor ki, ¨Benim sana para ödediğim zaman içinde iş arayamazsın! Kariyer sitelerine göz atamazsın!¨
Konuyu HR uzmanı olan İpek Aral Kişioğlu'na da açtım. Görüşlerini merak ettim:
Çok ilkel bir davranış elbette. İş arayacak olan zaten "arar". Diğer taraftan burada şirket biraz da çalışanına mesaj vermek istemiş olabilir: Hem benim ofisimde oturup, benim kaynaklarımı kullanıp, bir de benim sana verdiğim bilgisayar ile iş arayamazsın. İş arayacaksan git evinde ara. Benim senden kiraladığım vakti kullanma. Ben esprili bir yaklaşım da görüyorum açıkçası :)Siz ne düşünüyorsunuz?
Odak Kaybetmek
Bu yazıyı Ahmet Kırtok'un yazdığı Odak Sorunu'na ithafen yazıyorum aslında. Kırtok önce Odak sorunun internet sektöründe çalışan bir insan için ne anlama geldiğinden ve sonra da kendi odak sorunlarından bahsetmiş.
Yazıyı okuyunca şunu fark ettim: Odak Sorunu internetle uğraşan herkes için çok ciddi bir problem. Eğer bir sanayi şirketinde üretim yapıyor olsaydık, dikkatimizin dağılması bu kadar mümkün olmayabilirdi. İnternette ise dikkat dağıtacak o kadar element var ki..
Özellikle sosyal iletişim araçları buna çok fazla sebep oluyor. Sonrasında da RSS okuyucumuz. Bazen insanın içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Çünkü bu bilgi bombardımanında yoruluyoruz. Heyecanımızı ve motivasyonumuzu hep üst düzeyde tutmak imkansız.
Odak sorunu yaşadığınızda önüne geçebiliyor musunuz? Ben bazı zamanlarda başarıyorum bunu. Çözümüm şu; yapmam gereken işten çok alakasız bir şeyle uğraşmak:
- Film - Dizi izlemek
- Kitap okumak
- Dışarıya bir kahve - çay içmek için çıkmak
- Müzik arşivimle uğraşmak
Hiç Yazmamak, Kötü Yazmaktan Daha İyidir
Türkiye'de yerleşik bir anlayış vardır: Reklamın iyisi kötüsü olmaz diye.. Olur efendim. Eğer ürününüzün iletişimi riskli ve hassas bir iletişimse reklamın ve iletişimin kötüsü olur.
Daha önce siyasi liderlerin Twitter'ı kullanmalarıyla ilgili bir yazı yazmıştım. Twitter'ı kullanmış olmak için değil, doğru düzgün, bir bilene danışarak kullanmak gerekiyor. Özellikle söz konusu bir siyaset adamıysa. Çünkü siyasi iletişimin çok hassas dengeleri vardır.
Bu yazıya gelen bir yorumda şöyle deniyor:
Hiç yazmamaktan iyidirBu mantık Online Siyaset İletişimi için doğru değil. Internet kontrolü çok güç bir mecra. Bu sepeble riski çok yüksek. Aynı zamanda siyaset çok hassas bir konu. Tüm bunları birleştirince yazmamak, kötü yazmaktan çok daha iyi bir seçim. Eğer internet üzerinden sağlıklı bir iletişim kuramıyorsanız, hiç kurmayın! Çünkü negatif etki çok daha hızlı yayılır. İnsanlar olumsuz şeyleri, olumlulara göre 3 kat daha fazla paylaşıyor internet ortamında.
İnternet Ekonomisi ve İkincil Pazarlar
Tüm dünyada internet ekonomisi hızla büyüyor. Ve eski ekonominin aksine internet ekonomisi yeni pazarlarını müthiş bir hızla yaratıyor. En son karşılaştığımız Groupon bunun en önemli örneği. Yaklaşık 1 yıllık süre içerisinde 2 milyar $'a yakın bir pazar oluşmuş durumda tüm dünyada.
Bu yeni pazara Türkiye güzel bir hızla ayak uydurmuş durumda. Hemen hemen eş zamanlı diyebiliriz. Dünyaya ayak uydurduğumuz diğer bir internet pazarı ise sosyal medya. Özellikle Facebook'un büyüme ivmesiyle doğru orantılı olarak hem Türkiye'de hem de dünya genelinde sosyal medya pazarı gün geçtikçe büyüyor.
Her iki örnekte de Türkiye trende sımsıkı tutunmuş durumda. Pazarlar aynı.. Ama iş yapma biçimleri farklı. Zaten asıl problem burda başlıyor: mesele ne yaptığımız değil, nasıl yaptığımız.
Ülke olarak paylaşmaya çok meyilli olmadığımız aşikar. Bu durumu Dragon's Den'in yatırımcılarından Baybars Altuntaş şöyle belirtmiş:
Mc Donald’s diyorki dünyada 5000 şubem var , ve bundan gurur duyuyor.Bizim köfteci efendi diyorki ‘ Hiçbir yerde şubemiz yoktur ‘, marifetmiş gibi bunu da dükkanın en görünen yerine asıyor ve o da bundan gurur duyuyor.Paylaşmayı sevmeyen , kurumsallaşmayı beceremeyen, ortaklık kültüründen yoksun bir vizyonumuz var.İster kabul edin , ister etmeyin.Bu böyle.Şimdi bu mentaliteyi bir tarafa koyun. Başka bir şeyden bahsedeceğim. Geçen hafta Volkan Kırtok, Bilgi Üniversitesinde Şule Özmen'in konuğuydu 1 2. O derse ben de katıldım. Uğur Özmen de sınıfını getirmişti. Ders sırasında konu Sosyal Medyaya gelince Uğur Özmen Türkiye'de Sosyal Medyanın kişisel teşhir olarak algılandığından bahsetti. Evet, bence de öyle. Fakat bu kişisel markalaşma değil! Kişisel teşhir bambaşka bir şey. Dün de Uğur Hocanın FriendFeed'deki şu postuna denk geldim. Diyor ki:
Dijital / interaktif ajanslar dışında, sosyal mecralarda şirketlere hizmet veren kurumlar kimlerdir? (prodüksiyon firmaları hariç)Beklediği gibi somut cevaplar çıkmadı. Şaşırmadım doğrusu. Çünkü Türkiye'de Sosyal Medya konusunda hacim artarken, kalitenin yan sanayiler, ikincil pazarlar oluşturacak kadar yüksek olmadığını düşünüyorum. Fakat Sosyal Medyaya harcanan bütçeler hızla arıtyor. Vodafone dahi Social Media Specialist pozisyonu açtı bu trend sebebiyle. Ajanslar deseniz gırla... Biliyorum çok karıştı yazı. Şimdi Baybars Altuntaş'ın dediklerini aklınıza getirin. Paylaşmayı, birlikte çalışıp kazanmayı sevmiyoruz. Oysa ikincil pazarlar ve yan sanayiler birlikte çalışmanın sonucu ortaya çıkarlar. Ve sağlıklı, kuvvetli bir ekonomi için ikincil pazarlar zaruridir. Şimdi sormak istiyorum, SM hacmi Türkiye'de bu kadar artarken bir tane bile İçerik Üretici 3. parti bir iş ortağının olmaması, elle tutulur bir sosyal medya eğitim programının bulunmaması.. buna benzer iş ortaklarının olmaması, henüz ikincil pazarların oluşmaması.. Sosyal Medya konusunda ne kadar yol aldığımızı göster miyor mu?
Sosyal Medya Adamın İflahını Şaşırtıyor!
Türkiye'de Sosyal Medyayı offline hayattaki iletişimle destekleyen insanların bence yaşadığı bir sıkıntıdır bu.. Bu camiadan kiminle ne zaman nerede görüştüm hatırlamıyorum. Hangisini Retweet ettim, ya da Reply ettim bilmiyorum. Hangi eventte kiminle karşılaştım.. Bu karşılaştığım kişinin hangi hesaplarını takip ediyorum.. Sosyal Medya'da tanıyıp da mı offline ortamda görüştüm yoksa offline ortamda tanıştıktan sonra mı Sosyal Medya'da takip etmeye başladım...
Sosyal Medya ilişkilerimizi de track eden bir servis olsa ya :)
Twitter da 1. Tekil Şahıs Kullanmak
Türkiye'deki siyasilerin Twitter hesaplarında hep aynı şeyle karşılaşıyorum. Bazen 1. ağız, bazen de 3. ağız kullanılıyor.
Aslında Twitter'da değil, tüm iletişim araçlarında geçerli bu kural.. Sürekli tek bir ağızdan konuşmalısınız. Ağızdan kastım; 1. tekil şahıs veya 3. tekil şahıs tabii ki. Öykücülükle az çok uğraşmış olanlar bilirler. Bir şey yazarken bu iki ağızdan birini kullanırız.
Türkiye'den 3 kişiyi takip ediyorum:
Tayyip Erdoğan: Hep 3. ağız.. Sanki birini parayla tutmuş, o başbakan adına yazıyormuş gibi bir izlenim uyanıyor. Madem kendi adına "verified" bir hesabın var, o zaman başkası yazmasın, sen yaz. Fake account olsa diyeceğim ki sempatizanın teki yazıyor.. Ama durum official! Bir siyasi için en kötü Twitter iletişim methodu.
Abdullah Gül: Bazen aramızdan biri gibi yazıyor. Bazen de 3. şahıs ağzı kullanılıyor. Takipçilerinin kafasını karıştırıyor.
Ahmet Davutoğlu: Twitter'ı en düzgün kullanan kişi. Ama onun da 140 karakterle ilgili problemleri var, genelde sığdıramıyor, 2-3 parçaya bölüyor yazmak istediklerini :) Ama takip ettikçe gerçekten onun yazdığındann emin oluyorsunuz. Bir Twitter takipçisinin de en fazla önemsediği şey budur işte.
İki Adet Online Platform Fikri
Çok kısa bir süre sonra ChatterboxTr'de Erdem Yurdanur'la yaptığım röportajı yayınlayacağım. Erdem Bey bu röportajda bir konudan bahsetmişti; dikey online platformların artacağı ve başarıya ulaşacağını söylemişti. Yani sadece iPhone App geliştiricilerin ya da bu konuya ilgi duyanların veya sadece diş hekimlerinin bulunduğu online-sosyal platformlar...
Ben de bu fikrin geçerliliğine çok inanıyorum. Bu doğrultuda işe yarayabileceğini düşündüğüm iki adet online platform fikrinden bahsetmek istiyorum:
1.si iPhone, Android, Ovi kullanıcıları için. Artık yerel geliştiriciler de çok güzel uygulamalar yayınlamaya başladılar. Fakat bu uygulamaları kapsamlı şekilde inceleyen bir Türkçe platform yok(varsa bilgisizliğimi mazur görün. Ya da görmeyin, mail atın bana, burada günah çıkarayım). Türkçe mobil uygulamaları inceleyecek, mobil uygulama geliştiricileri için bir platform görevi görecek bir websitesinden bahsediyorum.
2.si de çoğunlukla Facebook'la alakalı. Vadi Efe'nin şu yazısındaki son cümle de bu fikri destekliyor bence:
Ülkemizde sosyal oyun pazarı üzerine yatırım yapılması ve yoğun olarak yerel projeler geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum.InsideFacebook'u bilirsiniz. Facebook'la ilgili her türlü haberi bulabileceğiniz bir platform. Facebook'u dünyada en fazla kullanan 3. ülke olduğumuzu düşünürseniz böyle bir sitenin Türkçe olarak yapılmaması eksiklik. Hatta ben bunu daha da spesifikleştirmek istiyorum. Direkt olarak Sosyal Ağlardaki(çoğunlukla Facebook) uygulamaları inceleyecek, eleştirecek, bu uygulama geliştiricilerine destek sağlayacak bir platform. Önümüzdeki 3-6 aylık süre içerisinde Türkiye'deki Facebook uygulama pazarı çok hareketlenecek.(Hatta şimdiden bunun ışıklarını görebilirsiniz: FunMall). Dolayısıyla birilerinin bu uygulamaları tek bir noktada haber yapması, incelemesi, duyurması gerekiyor Buna benzer dikeylemesine siteler yurtdışında gayet başarılı trafik elde ediyorlar. Bunun yanında ilgilendikleri alanların hızla gelişmesine katkıda bulunuyorlar. Ülkemizde de bu tip dikey inceleme-haber platformlarına çok ihtiyacımız var.







