Odak Kaybetmek

Bu yazıyı Ahmet Kırtok'un yazdığı Odak Sorunu'na ithafen yazıyorum aslında. Kırtok önce Odak sorunun internet sektöründe çalışan bir insan için ne anlama geldiğinden ve sonra da kendi odak sorunlarından bahsetmiş. Yazıyı okuyunca şunu fark ettim: Odak Sorunu internetle uğraşan herkes için çok ciddi bir problem. Eğer bir sanayi şirketinde üretim yapıyor olsaydık, dikkatimizin dağılması bu kadar mümkün olmayabilirdi. İnternette ise dikkat dağıtacak o kadar element var ki.. Özellikle sosyal iletişim araçları buna çok fazla sebep oluyor. Sonrasında da RSS okuyucumuz. Bazen insanın içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Çünkü bu bilgi bombardımanında yoruluyoruz. Heyecanımızı ve motivasyonumuzu hep üst düzeyde tutmak imkansız.
Media_httppetelaburnf_prujo
Odak sorunu yaşadığınızda önüne geçebiliyor musunuz? Ben bazı zamanlarda başarıyorum bunu. Çözümüm şu; yapmam gereken işten çok alakasız bir şeyle uğraşmak:
  • Film - Dizi izlemek
  • Kitap okumak
  • Dışarıya bir kahve - çay içmek için çıkmak
  • Müzik arşivimle uğraşmak
Bu tip işler yapmam gerekenlerden çok farklı. Yani bunlarla uğraştığımda asıl yapmam gereken işi aklımdan geçirmiyorum bile. Bu sayede az da olsa beynim rahatlıyor. Farklı bir işe odaklanıyorum. Sıkıcı olmayan ve yapmak konusunda zorunlu olmadığım. Sonra bu alakasız uğraşı bitirdiğimde asıl işime odaklanmak daha kolay oluyor. Ben bu ekstra uğraşı(mesela film izlemek gibi) bir zaman kaybı olarak görmüyorum. Çünkü diğer türlü odaklanamadığım bir işte zaman kaybetmek daha can sıkıcı. Düşünün, önünüzde To-Do listiniz. 2 saat boyunca bir maddeyi silmeye çalışıyorsunuz. Ama odağınızı toplayamadığınız için yarım yamalak uğraşıyorsunuz hepsiyle. Bunun yerine o iki saat boyuncu sizi rahatlatacak, az da olsa beyninizi ferahlatacak bir şeylerle uğraşın. 2 saat sonra döndüğünüzde to-do listinize daha sağlıklı bakıyor olursunuz.

İnternet Ekonomisi ve İkincil Pazarlar

Media_httpfarm4static_befeh
Tüm dünyada internet ekonomisi hızla büyüyor. Ve eski ekonominin aksine internet ekonomisi yeni pazarlarını müthiş bir hızla yaratıyor. En son karşılaştığımız Groupon bunun en önemli örneği. Yaklaşık 1 yıllık süre içerisinde 2 milyar $'a yakın bir pazar oluşmuş durumda tüm dünyada. Bu yeni pazara Türkiye güzel bir hızla ayak uydurmuş durumda. Hemen hemen eş zamanlı diyebiliriz. Dünyaya ayak uydurduğumuz diğer bir internet pazarı ise sosyal medya. Özellikle Facebook'un büyüme ivmesiyle doğru orantılı olarak hem Türkiye'de hem de dünya genelinde sosyal medya pazarı gün geçtikçe büyüyor. Her iki örnekte de Türkiye trende sımsıkı tutunmuş durumda. Pazarlar aynı.. Ama iş yapma biçimleri farklı. Zaten asıl problem burda başlıyor: mesele ne yaptığımız değil, nasıl yaptığımız. Ülke olarak paylaşmaya çok meyilli olmadığımız aşikar. Bu durumu Dragon's Den'in yatırımcılarından Baybars Altuntaş şöyle belirtmiş:
Mc Donald’s diyorki dünyada 5000 şubem var , ve bundan gurur duyuyor.Bizim köfteci efendi diyorki ‘ Hiçbir yerde şubemiz yoktur ‘, marifetmiş gibi bunu da dükkanın en görünen yerine asıyor ve o da bundan gurur duyuyor.Paylaşmayı sevmeyen , kurumsallaşmayı beceremeyen, ortaklık kültüründen yoksun bir vizyonumuz var.İster kabul edin , ister etmeyin.Bu böyle.
Şimdi bu mentaliteyi bir tarafa koyun. Başka bir şeyden bahsedeceğim. Geçen hafta Volkan Kırtok, Bilgi Üniversitesinde Şule Özmen'in konuğuydu 1 2. O derse ben de katıldım. Uğur Özmen de sınıfını getirmişti. Ders sırasında konu Sosyal Medyaya gelince Uğur Özmen Türkiye'de Sosyal Medyanın kişisel teşhir olarak algılandığından bahsetti. Evet, bence de öyle. Fakat bu kişisel markalaşma değil! Kişisel teşhir bambaşka bir şey. Dün de Uğur Hocanın FriendFeed'deki şu postuna denk geldim. Diyor ki:
Dijital / interaktif ajanslar dışında, sosyal mecralarda şirketlere hizmet veren kurumlar kimlerdir? (prodüksiyon firmaları hariç)

Media_httpwwwistockan_dpuis
Beklediği gibi somut cevaplar çıkmadı. Şaşırmadım doğrusu. Çünkü Türkiye'de Sosyal Medya konusunda hacim artarken, kalitenin yan sanayiler, ikincil pazarlar oluşturacak kadar yüksek olmadığını düşünüyorum. Fakat Sosyal Medyaya harcanan bütçeler hızla arıtyor. Vodafone dahi Social Media Specialist pozisyonu açtı bu trend sebebiyle. Ajanslar deseniz gırla...

Biliyorum çok karıştı yazı. Şimdi Baybars Altuntaş'ın dediklerini aklınıza getirin. Paylaşmayı, birlikte çalışıp kazanmayı sevmiyoruz. Oysa ikincil pazarlar ve yan sanayiler birlikte çalışmanın sonucu ortaya çıkarlar. Ve sağlıklı, kuvvetli bir ekonomi için ikincil pazarlar zaruridir. Şimdi sormak istiyorum, SM hacmi Türkiye'de bu kadar artarken bir tane bile İçerik Üretici 3. parti bir iş ortağının olmaması, elle tutulur bir sosyal medya eğitim programının bulunmaması.. buna benzer iş ortaklarının olmaması, henüz ikincil pazarların oluşmaması.. Sosyal Medya konusunda ne kadar yol aldığımızı göster miyor mu?

Yeni Mecralarda Reklamcılık Sunumum

31 Mart günü Boğaziçi Üniversite'sinde LIT 412(Copywriting II) dersinde "Yeni Mecralarda Reklamcılık" üzerine bir sunum yapmıştım. Buyrun efendim; Yeni Mecralarda Reklamcılık