Küçük bilgilerle büyük yargılar
EticaretMag'i severim. Mahir Erkan'dan sonra e-ticaret hakkında faydalı yazıların yazıldığı ender yerlerden biridir. Ayrıca kurucu yazarlarının bilgisine duyduğum saygı da bu sevgimi artırır.
Fakat bugün ¨CPL Üzerinden Reklam Anlaşması Yaparken Dikkat!¨ başlığıyla yazılan yazıda 3 yıldır Türkiye sorumluluğunu üstlendiğim SponsorPay'in sahtekarlıkla eşdeğer tutulması kabul edilebilir bir şey değill. Ufak bilgi dağarcığıyla yazılan büyük bir yargı olmuş.
SponsorPay olarak çalışmaya başladığımız bir reklamveren ya da ajansla ilk amacımız işbirliğini sürdürülebilir ve değerli kılmaktır. Nitekim bunun en büyük örneği de kurulduğu ilk günden beri işbirliğimizi sürdürdüğümüz Gelirortakları'dır.
Yazıda denildiği gibi hiçbir zaman markadan 3 TL alıp, kullanıcıya 0.3 TL verip aradaki miktarı cukkalamadık. Çünkü SponsorPay'in sistemi, zaten böyle bir sistem değil. İkincisi de hem markalarla hem de ajanslarla çalışırken fiyatlarımız hep şeffaftır. Çalıştığımız tüm markalar da reklamının nerede yayınlandığını, incentive trafiğin ne anlama geldiğini bilir. Testler sonrasında çalışmaya devam etmek isterse eder, istemezse etmez.
Sündürmek istemiyorum; 3 yıldır Türkiye'deki affiliate marketing sektörüne verdiğimiz emeği değil bir yazıda, bir kitapta anlatamam. Bu talihsiz yazı üzerine Reha Şendil'den bir özür ve düzeltme bekliyorum.
EticaretMag'deki yazıya yazdığım yorum şu şekilde:
Reha Bey,
Öncelikle Türkiye’de pek konuşulmayan performans reklamcılığına dokunduğunuz için teşekkürler. Bu konuda benim de pek çok yazılarım bulunuyor; afsinavci.com.tr ya da affilatte.com’a bakabilirsiniz.
Yalnız doğru bulmadığım, SponsorPay’i sahtekar olarak lanse etmeniz. Ben SponsorPay’in Türkiye yöneticisiyim. 3 senedir de tırnaklarımızla Türkiye’de affilate marketing’in gelişmesi için uğraşıyoruz. Ve sizin bahsettiğiniz gibi hiçbir zaman markaları kandırarak çalışmalar yapmıyoruz. Eğer bir konuda yazacaksanız, ya da bir şirket hakkında yargı yapacaksanız öncelikle onu iyi tanımanız gerekir. Ki anladığım, SponsorPay’i bir nebze olsun dahi tanımadğınız. Berlin merkezli ve 5 ayrı ülkede ofisi bulunan, 3 round yatırım almış, 120′ye yakın çalışanı bulunan, cross-platform bir reklamcılık şirketidir SponsorPay. Ufak bilgilerinizle büyük yargıda bulunmanız çok talihsiz olmuş.
Türkiye’deki hem performans networkleri, hem de doğrudan çalıştığımız markalarla temel prensibimiz, markaya değer sağlamak ve sürüdürebilirliktir. Sizin dediğiniz gibi markadan 3 TL alıp, 0.3 TL’sini kullanıcıya verip geri kalanını cukka’lamıyoruz. Ya da çalıştığımız hiçbir ajans bunu yapmıyor. Aksine, önümüze gelen bir kampanya eğer incentive trafikte markaya değer sağlamayacaksa, kampanyada değişiklik talep ediyoruz.
Çok uzatmak istemiyorum, sizden yazınıza tekzip ekleyip özür dilemenizi bekliyorum. 3 yıldır emek vererek oluşturduğumuz işbirliklerimizi, yeterince bilgiye sahip olmadan yazdığınız bir yazıyla zedelemeniz kabul edilemez!
Coca-Cola'nın 2020 İçerik Vizyonu
Alemşah Öztürk'ün tweetinden yakaladım. Coca-Cola'nın içerik vizyonu, 2020 hedefleri. Videoları önce sketchler için izlemek lazım. Hatta anlatılanları anlamak için videoyu sadece dinlemek daha iyi. Çünkü sketchler o kadar güzel hazırlanmış ki gözlerinizi alamıyorsunuz.
Lamborghini Aventador
Lamborghini Aventador from Sehsucht™ on Vimeo.
Lamborghini, tasarımı her zaman agresiflikle birleştirmiştir. Bu videoada da Lamborghini'nin belki de şu ana kadar tasarladığı en iyi otomobil ve belki de en iyi reklam filmi... HD'de izlemeniz şiddetle tavsiye edilir.
Sirket İçi Ölçek Ekonomisi
Ben ikinci ihtimali degerlendirmek istiyorum: ölcek ekonomisini yonetmek.
Sirketin satislari, gelirleri artiyor. Fakat her yeni satis kanalinda ya da gelir kaynaginda ayni oranda bir masraf kalemi peydah oluyor. Ne yaparsiniz?
1- masraflari azaltmak: evet bu cozum sirketlerin her sorunu icin sunulabilecek bir cozum, o nedenle uzerinde durmaya pek gerek yok. Bir nevi joker. Bankalarda calisanlar bunu en iyi bilenlerden.
2- musteri sayisini/gelir kaynagini degil, kaynak/musteri basina elde edilen geliri artirmak: ne anlama geliyor? Sirketinizin gelirini saglayan 5 musteriniz var. Ozellikle emek-yogun bir is yapiyorsaniz musteri sayisini 7-8e artirmaktansa mevcut musterilerden daha fazla gelir saglamak sirket ekonomisinin olceklenebilmesine, karliligin artmasina daha fazla katki yapacaktir.
3- mevcut is gucunden alinan verimi artirmak: belki de olceklemenin en kritik noktasi. Zaten olcek ekonomisinin altinda yatan sey. Musteri sayisi/gelir kaynagi arttikca ozellikle is gucu masrafini da ayni oranda artirmamak olcekleme sayesinde karliligi artirmanin en onemli yolu. Bunun icin de mevcut is gucunden daha fazla verim almak gerekiyor, tabii ki yasal kosullar dahilinde:)
Buradaki maddeler tamamen kisisel cikarimlarim. Daha tecrubeliler burada yazilanlarin bir dayanagi olmadigini ya da ise yaramayaagini iddia edebilirler. Bu durumda ben de isin dogrusunu ogrenmek isterim acikcasi:)
Bir Şeyler Yap!
Fatmanur Erdoğan'ın yenilikçilik hakkında yazdığı şu yazıyı okuyordum. Harvard'ın yaptığı bir araştırmanın sonuçlarını da yorumlayarak güzel bir yazı çıkarmış ortaya Fatmanur Hanım. Yazıyı okurken şu cümleyi okuduktan sonra alıntılamak istedim:
Basit gördüğünüz geliştirmelere, yeniliklere yaklaşımınız “Bunu bende yapardım, ne var ki?” ise, bundan sonra bir kez daha düşünmenizi öneririm. En azından yapılan işin basitliğine saygı göstermeyi denemenizde fayda var.
Bu cümleyi okuduktan sonra gerek yakınımda gerekse de ara sıra görüştüğüm arkadaşlarımda bu yaklaşımın varlığını fark ettim. Beğeni kazanan herhangi bir işin aslında çok da zor olmadığını, kolayca yapılabileceğini düşünen insanlar. Ve daha da acısı, evet, bazen benim de aynı yaklaşıma sahip olduğum oluyor.
Sonra aklıma başka bir yazı geldi: Ideas are just a multiplier of execution. Asla ve asla kısayollardan silinmemesi gereken bir yazı. Fikirlerin ve ifa etmenin derecelerinden ve kendi aralarındaki kombinasyonlarından bahsediyor. Ve sonuçta en kötü fikrin en iyi ifayla bile başarılı olabileceği sonucuna ulaşıyoruz.
Şimdi en başta bahsettiğim yaklaşımla, bu yazının anafikrini birleştiriyorum kafamda: Yapılan bir işe, yeniliğe, gelişime karşı ¨Bunu yapmakta bir şey yok, atla deve değil ki, ben de yaparım¨ düşüncesinde kaldığımız sürece... aslında bu cümlenin sonu sürpriz değil; aynı yerde kalmaya devam edeceğiz. Ya da şöyle sorayım: İyi bir işe imza attınız, bazı otoritelerden ya da etrafınızdakilerden de beğeni gördünüz ve bunları okuyan ya da duyan biri evinde otururken ya da çalışırken, konu hakkında muhabbet ederken ¨Valla iyi yapmış güzel yapmış da çok zor bir şey değil yani şimdi şu şöyle olsa ben de yapardım bunu zaten, hatta daha önce buna benzer şöyle bir şey de düşünmüştüm¨ diyor.
Hmm..
Facebook Ünlüleri
Facebook, doğası gereği kendi ünlülerini de yaratıyor. Özellikle Türkiye'de 20 yaş altı kitlenin çok takip ettiği şiir, güzel söz vs. yayınlayan şahıs sayfaları ve profiller revaçta. Bugün şöyle bir şey fark ettim:
3 arkadaşım Chris Hughes'un gönderilerine abone olmuş. Diğer yandan 17.215 kişi de Emre Bozkurt'a. Kendisi LCW'de satış danışmanı. Görünen o ki, genç yaşta güzel bir kitle yaratmış kendisine :)IPZ 2011 Ne Kadar İnteraktif?
İnteraktif Pazarlama Zirvesi bu yıl 21 - 22 Eylül günlerinde düzenleniyor. 1. gününde etkinliğe gitme şansım oldu. Katılan şirketler bakımından hayli yoğun bir programa sahip zirve. Her yıl daha da büyüyerek ilerliyor. Bu yıl ilk defa Lütfü Kırdar da düzenleniyor. Aslında bu, interaktif pazarlamanın Türkiye'de geldiği nokta açısından önemli bir gelişme. Bu ala ayrılan bütçeler her yıl artıyor, bu alandaki işgücü ihtiyacı ve arzı her yıl artıyor.
Zirve hakkında garip olan tek nokta, etkinlik programının websitesinde yer almaması. Giriş ücreti olarak 500 TL'den fazla ücret talep eden bir organizasyonun (önceki yıllardaki tecrübelerini de düşünerek) programı sitede yayınlamamasını aklım almıyor. Programı öğrenmek için telefon eden insanlar tanıyorum. Adı interaktif olan bir etkinliğin böyle bir şeyi tecrübe ettirmesi garibime gidiyor.
İlk günde benim aklımda kalan en önemli nokta, tüm reklam harcamalarında interaktif pastanın %7.8 olması. %10'ların üzerine 2015 yılında çıkacağımız öngörülüyor. Hislerim bunun o kadar uzun sürmeyeceği yönünde.Umarım seneye daha büyük bir zirvede, daha fazla katılımla, daha interaktif bir şekilde buluşuruz.
Affilatte - Türkçe Affiliate İçerik
Affiliate Marketing hakkında daha önce kendi blogumda yazdığım yazılar vardı. Fakat bu ortamında kişisel olması nedeniyle Affiliate yazıları arada kaynayabiliyor. Bunun da dışında, okuyucuların kafası karışabiliyor. Bir yazıda affiliateden bahsederken bir sonrakinde çok beğendiğim bir afişten bahsedebiliyorum. Oysa affiliate konusu uçsuz bucaksız bir derya ve kendine özel bir bloga sahip olmayı hak ediyor.
Diğer bir sebep de bu konuda Türkçe kaynağın neredeyse olmaması. Son 6 aydır pazarda gözle görülür bir hareketlilik var. Diğer yandan reklamverenlerde ve yayıncılarda bilinç problem var. Bu da ancak içerik ve tecrübeyle aşılır.
Kısa keselim; affilatte.com'da yazdığımız ilk yazıya göz atıp, sonrakileri beklemeye koyulabilirsiniz.
Başarılı CEO'lara göre başarının 5 faktörü
1- Doğru yatırım yapmak
2- Takım ruhuna inanmak
3- Agresif ve Özgün Stratejiler
4- Hep global düşünmek
5- Tüketici odaklı olmak
Bu liste çoğunlukla offline marketlerde başarı yakalamış şirketlere ait(Ulaşım, parekende, enerji vs.). Peki online pazarlarda başarının 5 faktörü nedir? Veya yukarıdaki 5 faktörü online pazarlara göre sıralasak nasıl olurdu?
Benim ilk 5'im şöyle:
1- Doğru takım: Her zaman doğru kişilerle çalışmak. Hatta bir ¨Winner Team¨e sahip olmak. (Rocket Internet buna örnek gösterilebilir.)
2- Uygulama (Execution): Özgün fikirler veya stratejilerden ziyade, fikir her ne olursa olsun onu uygulamak daha önemli. (Gilt'in Türkiye versiyonu olan Markafoni mesela.)
3- Hız: Çok hızlı hareket eden bir pazarda, çok hızlı hareket etmek kritik. Başarıya ulaşması muhtemel olmayan bir projeyi kapatmak gibi mesela. (bkz. Modajenik)
4- Kullanıcı odaklılık: Uğur Özmen'e göre Kullanıcı değil Müşteri odaklılık. Yemeksepeti bunun en başarılı örneği. Online dünyada kullanıcı kral!
5- Trendsetting: Trendleri takip etmek yeterli olabilir fakat trendleri oluşturan olduğunuzda ivme muhteşem! (Trendyol'un moda konusunda yaptıkları örnek olabilir bu maddeye.)
Siz bu 5 faktörü nasıl listelersiniz?
Öne Çıkanlar - 28 Ağustos 2011
Google Reader'dan gözüme takılanlar...
comScore: Türk İnternet Kullanıcılarının Yaklaşık Yüzde 82'si Blog Ziyaretçisi: Kitap okumayı pek sevmeyen bir ülke olarak %82'mizin blog okuması sevindirici. Haberde Türkiye'nin ayda ortalama kaç dakika blog okuduğunu da görseydik güzel olacaktı.
Bir Facebook Hayranının Anatomisi [İnfografik]: Facebook'taki sayfa hayranına ilginç bir yaklaşım olmuş. Fanları kategorize ederek markanızın ne kadar engagement yarattığını ölçebilirsiniz.
Samwer Kardeşlerin İnkübatör Şirketi Rocket İnternet Türkiye Pazarına Dikey Alışveriş Siteleri İle Yerleşiyor: Rocket Internet, girdiği pazarlarda gerçekten de roket hızında yükseliyor. Türkiye'de de e-ticaret projeleri son 1 yıldır ciddi artış içinde. Henüz internetten alışveriş için elimizi kredi kartına istenilen seviyede götürmüyoruz. Bu da fırsatların hala var olduğunu gösteriyor. Bana göre de fırsat daha çok dikeylere yönelik yapılan projelerde yatıyor. Beymen, Pabbuc, Zizigo, Aksesu bunlara örnek gösterilebilir. Bunun yanında offline markaların kendi e-ticaret kanallarını açması da tam bu dönemde hızlandı. Bakalım savaşı kim kazanacak; marka bilinirliği yüksek offline markalar mı yoksa hizmet ve pazarlama konusunda güçlü olan yeni e-ticaret siteleri mi?
Türkiye'de E-Ticaret Tüketicisinin 2011 Yılı Tercihleri: E-ticaret sektörü için çok önemli bir araştırma. Sonuçları gayet somut fikirler veriyor. Giyim, %28'le en fazla alışveriş yapılan kategori. Ardından elektronik geliyor. Kim demişti ¨Kimse internetten kıyafet almaz!¨ diye?
Cadillac Ciel, The Past of the Future?: Geleceğin bugünkü hali! İlk gördüğümde konsept olduğunu düşündüm fakat Cadillac bu arabayı üretmiş! İnanılmaz göz alıcı..




